SayfaAğ Günlükleri / serkan alanı / Böcekler yeryüzünün en eski hafızası, hatta bilgisayarları
Böcekler yeryüzünün en eski hafızası, hatta bilgisayarları
Dünya sanatının çok yönlü ustalarından biri olan Belçikalı Jan Fabre, Flaman atalarıyla diyaloğa girdiği bir sergi açtı. Fabre’yle, serginin gerçekleştiği Louvre Müzesi’nde görüştük
Kimilerinin ilgiyle izlediği bir sosyal norm sorgulayıcısı, kimilerinin asla hoş göremediği bir sınır ihlalcisi... Kışkırtan, şaşırtan, kızdıran, alkışlanan eserleriyle hakkında konuşulan... Jan Fabre çağdaş Flaman sanatının en gözde figürü ve son yılların belki de en tartışmalı ismi. Ve, en büyük klasiklerin yer aldığı Louvre Müzesi’ne kapsamlı bir proje ile giren ilk çağdaş sanatçı.
Müzenin Flaman sanatına ayrılan bölümünde, 30 kadar salonda heykel, yerleştirme, desen ve video işleri sergilenen Jan Fabre, insan bedeni ve başta böcekler olmak üzere çeşitli hayvanlar aracılığıyla metamorfoz, yaşam ve ölüm, zamanın akışı gibi temaları eserlerinde sorgulamakta. Bu sorgulamayı da Flaman sanatının en büyük eserleriyle diyaloğa girerek gerçekleştirmekte. Louvre Müzesi’nin bu girişimindeki amaç ise çağdaş bir sanatçı üzerinden van Eyck, van der Weyden, Rubens gibi dahilerin başyapıtlarını izleyicinin yeniden keşfetmesini sağlamak.
Jan Fabre ile Louvre Müzesi’nde, sanatçının eserlerine ayrılan salonların birinde sohbet ettik.
Louvre Müzesi’ne bir çağdaş sanatçı olarak girip, eski ustalarla birlikte olmaktan memnun olmalısınız...
Tabii ki. Bu büyük ustaların çoğu yıllar boyunca esin kaynağım oldu benim. Hala atölyemde Bosch’un, Rubens’in röprodüksiyonları vardır. Onlar benim ustalarım, köklerim. Bu, heyecan verici müthiş bir şey. Ancak aynı zamanda büyük bir risk de...
Ne gibi?...
Kendinizi resmin en büyüklerinin yanına yerleştiriyorsunuz.
Parkur boyunca bu mütevazı tavrınızı farkettim.
Tabii saygı duymak zorundasınız.
Sergiyi nasıl kurguladınız?
Bu serginin metamorfoz aracılığıyla gerçekleştirilen bir yaşam ve ölüm ayini olduğunu söyleyebiliriz. Sergiyi iki yıl süren bir çalışma sonunda zihni bir dramaturji çerçevesinde hazırladım. Maddi, biçimci, sembolik, metaforik ve politik olmak üzere farklı düzeylerde okuma yapmanız mümkün.
‘Metamorfoz’ sanatınızın kilit terimlerinden biri. Bunu biraz açabilir misiniz?
Sergiye başlığını veren melek bile başkalaşım fikriyle ilintili. Bu melek bir haberci olabilir, ama aynı zamanda şeytan da olabilir. Metamorfoz, devinim halinde olduğumuzun, durağan olmadığımızın bir göstergesi. Bir sanatçı olarak da kendimi böyle konumluyorum. Yıllardır kendini yineleyen sanatçılardan farklı yerde durduğumu düşünüyorum.
Kafka’nın, Ovidius’un metamorfoz kavramlarıyla sizinkini yaklaştıran veya farklı kılan noktalar nelerdir?
Benim işlerim daha çok bilimsel anlamdaki metamorfoza yakındır.
Daha çok sahne sanatçısıolarak tanıdığım provokatör Jan Fabre yerine, burada fanilik, yaşam ve ölüm gibi kavramları tartışan, metafizik yönü daha ağır basan bir Jan Fabre ile karşılaştığımı düşünüyorum.
Evet, ancak aynı zamanda belli temalara her iki alanda da rastlıyorsunuz. Bu ana temalardan biri, insan bedeni. İnsan bedenini, fiziksel, politik, erotik ve tinsel yönlerden inceliyorum. Bu açıdan bakıldığında her iki farklı daldaki sanatsal ifadelerim arasında bir bağlantı kurmak mümkün. Tiyatro çalışmalarımın, yazdığım metinlerin, görsel sanatçı olarak yaptığım işlerin bir uzantısı olduğunu düşünüyorum.
Böceklerle insanlar arasında, ya da daha genel anlamda hayvanlarla insanlar arasında nasıl bir özdeşlik kuruyorsunuz?
Benim için hayvanlar en iyi doktorlar, en iyi felsefecilerdir. Bir hayvan partisi kurdum ve onu meclise sokmaya çalıştım. Ne yazık ki, Belçika Parlamentosu bunu kabul etmedi. Sanırım yine bu da metamorfoz fikriyle ilintili. İnsanın çok güzel bir hayvan olduğunu düşünüyorum. İnsandan hayvana, hayvandan insana sürekli dönüşüm halindeyiz. Böcekler benim işlerimde çok önemli bir yere sahip. Çünkü onlar yerkürenin en eski hafızaları, en eski bilgisayarları. Venüs’e yolculuk ediyoruz, hala böcekler hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.
İnsan bedeninde ise özellikle beyinle ilgileniyorsunuz. Beynin bedenimizin en seksi organı olduğunu söylüyorsunuz.
Beyin hala bir ‘terra incognita’. Hayal gücünün olmadığı noktada ereksiyon da söz konusu olamaz. Beyin, beni bir araştırma alanı olarak çok çekiyor.
Rubens’in tablolarıyla çevrili mekândaki yerleştirmeniz, mezartaşları arasında sürünen ve kendi imgeniz olan dev solucan çok etkileyici bir eser. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?
Rubens, dahi bir ressamdı, ancak aynı zamanda çok iyi bir politikacı ve diplomattı da. Avrupa’nın en güçlü ailelerinin ressamı olarak, onları ve iktidarlarını yücelten tablolar yaptı. Bense bu dünyalı tavır karşısında yeraltını ön plana çıkaran bir zıtlık yaratmaya çalıştım. Öte yandan şunu da söylemek istedim: solucanı yok ederseniz, dünyanın dengesi bozulur; sanatçıyı toplumdan uzaklaştırdığınızda ise toplum kendini imha eder.
Jan Fabre Louvre’da/Metamorfoz Meleği“ 7 Temmuz’a kadar Louvre Müzesi’nde izlenebilir.
Radikal


Ne kadar anlamli, ne kadar ince mesajlar tasiyan bir yazi. Birkac kere okuyup idrak etmek adina, bos zamanlarda bir de uyuyamadiginiz gecelerin sabahinda ozellikle tavsiye olunur.
Yeni yorum gönder